Bizimkiler ve Palu Ailesi Toplumu

0
150

Geçtiğimiz günlerde gazetelerin internet sayfalarında yer doldurmak için sık sık paylaşılan bir habere tıklayınca aklıma geldi. Bizimkiler dizisi, birkaç ayda bir bu internet sitelerinde haber olur: “Bizimkiler dizisinin oyuncuları şimdi ne yapıyor?” “Bizimkiler dizisinin filanca oyuncusu hayatını kaybetti” diye. Tıpkı Hababam Sınıfı filmi gibi. Yine benzer bir haber ve fotoğraf beni çocukluğuma ve ergenlik yıllarıma götürüverdi. Anne Nazan ile kızı Bilge yıllar sonra aynı karede. Küçük bir araştırma ile aralarındaki yaş farkının sadece 10 olduğunu seneler sonra öğrendim ve bu benim hiç dikkatimi çekmemişti. Anne öylesine iyi bir anne ve kız da bir kız evlat, her evdeki gibi. Sonra ilk bölümünü izleyebilir miyim diye video sitesini araştırınca, video kasetten indirilmiş çok bozuk görüntülerle ilk bölüme ulaştım. Tren yolculuğu ile Almanya’dan Türkiye’ye dönen bir aile. Heyecanla Haydarpaşa’da bekleyenler. İlk bölümü yayınlandığında izlediğimi çok iyi hatırlıyorum. Tam da hatırladığım gibi. İnsanı gülümseten sade ama içten diyaloglar.

Bizimkiler dizisini Umur Bugay ve ekibi kaleme alıyor. Umur Bugay kim, 1976 yapımı “Kapıcılar Kralı” filminin senaristi. Kapıcı Cafer de o filmdeki Kemal Sunal’ın canlandırdığı Seyit aslında. Tutmuş bir ekibin iyi bir uyarlaması. 13 yıl boyunca yayınlanmış Türk televizyon tarihinin en uzun soluklu yapımı. Benim kuşağım, öncesi ve kısmen benden sonrasının aklında mutlaka çok sağlam yeri olan bir dizi.

Çocukluğumda dizinin neden aklımda kaldığını çok iyi hatırlıyorum. Şükrü ile Şevket karakterlerini babamla amcama çok benzetirlerdi de ondan. Tıpkı onlar gibi babamlar da sık sık tartışırlar, bazen ciddi ciddi yükselirler, ama birbirlerine hiç kıyamazlardı. Asla birbirlerinden vazgeçmezlerdi. Sonra fark ettim ki aslında bu geniş kadronun içinde herkesin ailesinden ya da çevresinden bir karakter, bir esinti ya da bir parça vardı. Emekli apartman yöneticiliği yapan asker karakteri ne kadar bilindik bir şahsiyet. İkinciye evlenen Halil pazarlamanın karısı ile çocukları arasında denge kurmak için var gücüyle uğraşması. “Ben kimin için çalışıyorum iblis, güzel konuşun annenizle!” Taşradan İstanbul’a göç etmiş ve tutunmaya çalışan bir apartman dolusu insan. 465 bölüm boyuna hiç sıkmadan. Nasıl bir toplumsal tahlil, nasıl bir oyuncu kadrosu seçimi. Ağızlarda hiç de iğreti durmayan sloganik cümleler. “Şimdi tutturuyorum zaptı!”

Dizide herkes bir diğeri hakkında dedikodu yapıyor aslında. Ama kimse bunu hissettirmiyor. Bunların arasında bir tek dürüst karakter var bu açıdan, “Maşuk”, yani papağan. Söylenenlerin hepsini duyuyor ve en söylenmemesi gereken yerde söyleyiveriyor. “Babacığım çatlak, çatlak!” Bu yüzden kimse sevmiyor papağanı, sen sus, büyükler konuşuyor burada diye. Sürekli olarak bir çocuk muamelesi. Dürüstlük ne kadar çocukça görünüyor. Ve bir de Cemil elbette, biracı Cemil. Kitabın ortasından konuşan, bir pencereden ibaret dünyasında her şeyin farkında olan ve hiç çekinmeden konuşan bir anti-kahraman. “Ben kimseden korkmam, benim adım Cemil!”

Dizinin en kötü karakteri “Katil” Aykut Oray. Neden katil dendiğini bilen yok, dizinin en başında bir Türki Cumhuriyet’te hapiste yatıp çıktığını bildiğimiz bir kabzımal. Ama cinayetten yatmadığı kesin. Kötü adam ama yaptığı en kötü şey apartmanın plastik çöp bidonlarına arabası ile çarpmak her seferinde. Horozuna sevdalı, bitirim, hak yedirtmeyen bir kahraman aslında. “Demokrasilerde çareler tükenmez komşum”. Bir o dönemin kötü adamına bakıyorum, haydi Yönetici Sabri de bu kapsama alınsın, bir de günümüz dizilerinin kötü adamlarına bakalım. Köylerde çekilen dizilerde bile binbir çeşit melanet, entrika, şiddet, suç cenderesi. İnsanın midesini bulandıran ilişkiler. Oysa “Bizimkiler” dizisinde hiçbir kadına el kalkmadı, hiç şiddete uğramadı karakterler. En şiddetli sahnelerden biri, Cafer”in limonata satmasına izin vermediği için Katil’in Sabri’ye tehditle bardak bardak limonata içirmesi.  Sabri’nin ikisini mahkemeye vermesi bu gülünç suçtan. Cafer’in korkusu ve arayı düzeltme çabaları. Oysa şimdi tecavüz, şiddet, katliam, gırla gidiyor dizilerde. Gitmesine gidiyor da, toplum da aynı kalmıyor ki? Palu ailesi vahşeti daha yeni patlamış, cinayetler, işkenceler, tecavüzler. Oysa bu insanlar, toplumun marjinal değil sıradan insanları. Bunlar da taşradan gelmiş ve İstanbul’da hayatta kalmaya çalışan Anadolu insanları. Cem Yılmaz’ın dediği gibi, “Hani biz marjinaldik?” Oysa ne kolay çözülürmüş eskiden işler: “Ayıptır komşum, insan komşusunu mahkemeye verir mi?”

O dönemin düzenlemelerinde bir problem olmadığı için karakterler akşamları iki kadeh parlatıyor sık sık. Baba emekli hakim Hüsnü Bey, oğulları ile bir araya geldiğinde mutlaka rakı içiliyor ve keyfe gelince hem söylüyor, hem oynuyor “Odalarında kuru da meşe yanıyor efem”. Oysa şimdi televizyon üzerinde sıkı denetim var. Alkol içmek, göstermek, ima etmek hatta ismini söylemek yasak. Sigara keza öyle. Varsa bile blurlanıyor ve gösterilmiyor. Küfür bir yana kötü sözler bile makaslanıyor. Ama bir şey size tuhaf gelmiyor mu? O içki ve sigaranın serbest olduğu dizide herkes ne kadar nazik ve düşünceli. En küçük bir suç yok, çok zorlasan Cafer’in limonatayı çeşme suyuyla yapması söylenebilir. Bir de şimdiki sınırlı dizilere bakın. Her şey ne kadar ayan beyan, çirkin, bayağı, avam. Pek çok sahnede çocukların gözlerini kapatıyoruz. Oysa aynı kuşakta yayınlanan Bizimkiler dizisinde çocukların görmemesi gereken hiçbir sahne yok.  “Sevim koş, Katil gidiyor!” “Katil gidiyor sayın abim, var mı kardeşine bir emrin?”

Bizimkiler dizisi, özlemini çektiğimiz bir apartmanın fotoğrafıdır aslında. 

“Vatandaşa cart curt yok!”

“Aynen abicim, tak!”

Aramızdan göçen tüm Bizimkiler dizisi oyuncularını rahmetle ve sevgiyle anıyorum.