Gerçeğin Belirsiz Aynaları: Mikro İfadeler

0
189

ÖZET

Yalan söylemek, öğrenilen bir davranıştır. Bebekler altı aylıktan itibaren yalan söylemeye başlarlar (Gray, 2007″den akt.Ventrelli, 2011). Çocukların yedi yaşından itibaren daha başarılı yalan söyledikleri ve 13 yaşından itibaren büyükler gibi yalan söyledikleri bilinmektedir. Güney Kaliforniya Üniversitesinde yapılan bir araştırmada (Jellison, 1977’den akt.Ventrelli, 2011) herhangi bir insana bir gün boyunca ortalama 200 kez yalan söylendiğini, Masaçuses Üniversitesinde yapılan bir araştırmada ise (Feldman, Forrest ve Happ, 2002’den akt.Ventrelli, 2011) araştırmaya katılan kişilerin %60’ının on dakikalık süre içerisinde ortalama üç kez yalan söylediği tespit edilmiştir. Böylesine uzun bir süreçte edinilen ve sıklıkla tekrarlanan yalan becerisi, yıllar içerisinde ipuçlarını daha da belirsiz hale getirmekte, sözsüz sızıntı denilen ipuçları daha az görülmektedir. Ancak konu ile ilgili uzun yıllardır yapılan çalışmalar, insanların istemsiz bir şekilde mikro ifadeler sergilediklerini ve bunların, kişilerin gerçek duygularını tespit etmek için kullanılabileceğini göstermiştir. Bu makale, gerçek bir olaydan hareket ederek, mikro ifadeler konusunda bilgi aktarmayı amaçlamaktadır.

BİR CİNAYET SORGULAMASI VE MİKRO İFADELER

Bir sabah 156 Jandarma İmdat telefonuna gelen ihbar, Merkez İlçe Jandarma Komutanlığı personelini ve Olay yeri İnceleme Birimini harekete geçirdi. Şehrin yakınlarındaki bir piknik alanında bulunan dereye atılmış bir ceset olduğu bildirilmişti. Olay yerine gidildiğinde, belden yukarısı çıplak, üzerinde kimlik bulunmayan, yirmili yaşlarda bir erkek cesedi ile karşılaşıldı. Bıçaklanarak öldürülmüştü. Cesedin olay yerine taşındığı belliydi, bu da cinayetin planlı işlendiği izlenimini veriyordu (Aydın, 2011. Sf: 53). Olay yerinde tekerlek izleri ve cesedin kendisi haricinde, kimlik bilgileri de dahil olmak üzere hiçbir ipucu yoktu. Deliller toplandı, olay yeri terk edildi.

Birkaç günlük çalışmadan sonra maktulün kimliği, şehre ne zaman geldiği ve en son kiminle beraber olduğu tespit edildi. Zeki, İstanbul’da yaşıyordu. Bir yıl boyunca üniversite için şehirde kalmış, sonra İstanbul’a geri dönmüştü. Cinayet zanlısı Mehmet ile aynı kızı, Mehtap’ı seviyorlardı. Olay günü bu konuda görüşmek için şehre dönmüş, Mehmet ile bir barda oturmuşlardı. Gecenin ilerleyen bir saatinde bardan çıkmışlar, Mehmet’in kuzeninin arabasına binip ayrılmışlardı. Daha sonra ikisini de gören yoktu. Bir işyerinde özel güvenlik görevlisi olarak çalışan Mehmet[1], olaydan sonra kaçtığı Kütahya’dan otobüsle dönerken il sınırında yakalandı ve İl Jandarma Komutanlığı’na getirildi.

Sorguda zanlı oldukça rahattı. Serbest olduğu günlerde vereceği ifadeyi düşünecek zamanı vardı, bu rahatlık verdiği ifadeden de anlaşılabiliyordu. Jandarma Komutanı Yüzbaşı Meriç, sorgulamayı bizzat yürütüyordu. Meriç Yüzbaşı, planlı bir sorgulama ile ifadeyi almaya ve konuştukça ortaya çıkan sözsüz mesajları izlemeye başladı. Böylesine önemli bir suça ilişkin plan yapılmadan alınan ifadeden herhangi bir sonuç alınamayacağını bilecek tecrübedeydi. Zanlının ifadesinin çatısını, maktulün kendisine hakaret ettiği ve eline geçen bıçakla, tahriklere dayanamayıp öldürdüğü oluşturuyordu. Bu haliyle ceza indirimi alması olasıydı ve taammüden cinayetten yargılanmayacaktı. Oysa cinayetin planlı işlendiği açıkça görülüyordu.

Başlangıçta zanlı, bacakları açık, ayakları ileride, rahat bir şekilde oturuyordu. Yüzünde gerginliğe dair herhangi bir ifade görülmüyordu. Yüzbaşı, konuşma esnasında bazı isimleri bilinçli bir şekilde söylemeye başladı. Mehtap ismini özellikle söylemiş, ama Mehmet’in genel duruşunda ve ifadelerinde bir değişiklik gözlemlememişti. Bu esnada Mehmet’in abisi ve onun ailesinden konu açıldığında, zanlı ayaklarını sandalyenin altına çekmiş, başını yüzbaşıdan başka bir yöne doğru çevirmiş, gözlerini kısmıştı. Meriç Yüzbaşı doğru iz üzerinde olduğunu anlamıştı. Abisinin bir yaşındaki kızı Melek’ten bahsederken kaşlarını çattı, gözleri iyice kısıldı. Burun delikleri çok kısa bir süre açılıp kapandı. Bu fiziki bir saldırıda ya da harekette bulunabileceğine dair bir işaretti. Yüzbaşı fark ettirmeden gardını aldı ve böyle bir harekete kendini hazırladı. Zanlının kişisel alanına girdi ve tekrar Melek ismini konuşma içerisinde telaffuz etti. Çok kısa bir an zanlının dudakları kısıldı ve tekrar normale döndü. Artık Mehmet, başlangıçtaki kadar rahat değildi ve çok sayıda sözsüz işaret veriyordu. Zeki’den konu açıldığında burnunun kenarları, burnunun ucunu kırıştıracak şekilde kalkıp indi. Bu büyük bir rahatsızlığın ve tiksintinin işaretiydi. Kısa süre içerisinde doğru sorular sorularak direnci kırıldı ve ağlayarak cinayeti nasıl planlayarak işlediğini anlattı. Olay öncesi yaptıkları telefon görüşmelerinde maktul Mehmet’e sürekli küfür ve hakaret etmiş, bu küfürlerin merkezini de Mehmet’in çok sevdiğini bildiği Melek oluşturmuştu. Mehmet’e göre kızın hiçbir önemi yoktu ama yeğenine ettiği küfürlerle ölmeyi hak etmişti. Zeki İstanbul’dan gelene kadar, Mehmet tüm cinayeti ayrıntıları ile planlamış ve planını harfiyen uygulamıştı. Avukat nezaretinde alınan ifadesindeki mevcut itirafı ile planlayarak adam öldürmekten yargılandı ve hüküm giydi.

MİKRO İFADE KAVRAMI

Çok resmi bir yemekte olduğunuzu varsayın. Ev sahibesi çok detaylı bir hazırlık yapmış, neticesinde iyi şeyler duymak istediği belli. Keza siz de yemekler hakkında iyi yorumlar yapmak istiyorsunuz. O da ne, yemeğin tuzu fazla, et de hiç yumuşamamış. Normalde asla yemek istemeyeceğiniz bir yemek. Ev sahibesi yemeği beğenip beğenmediğinizi soruyor. Tam beğendiğinizi söyleyecekken yalan söyleyemiyorsunuz ve yüzüne karşı yemeğin kusurlarını sıralayıp asla yemeyeceğinizi belirtiyorsunuz. Masadaki ortamı bir düşünün, bir yandan da aynı pozisyonda nasıl hissedebileceğinizi hayal edin. Pek muhtemeldir ki hoş bir ortam oluşmayacak, buz gibi bir hava esecek, sosyal ortam başlamadan bitecektir.

Bir başka örnek de çocuklardan verilebilir. Bir akrabanız çocuğunuzun doğum gününe geliyor ve çocuğun hiç hoşlanmadığı bir hediye veriyor. Çocuğunuzun yüz ifadesinden hoşlanmadığını ve olumsuz bir yorum yapacağını hissediyorsunuz ve bir göz işaretiyle küçüğü ikaz ediyorsunuz. Çocuk göstermelik bir gülümseme ile çok beğendiğini söylüyor ve teşekkür ediyor. Muhtemel bir kırgınlığın önüne geçiyor.

Yukarıdaki örneklerde de görüldüğü üzere, olumsuz anlamı ile birlikte, sosyal bir ihtiyaç dahilinde de yalan söylemek zorunda kalıyoruz. Aksi halde çok ciddi sosyal kazalar ile karşılaşabiliriz. İkinci örnekte de görüldüğü üzere bu yalanların söylenmesi için çocukluktan itibaren yetiştiriliyoruz. Bu nedenle çok küçük yaşlardan itibaren yalan söylemeye başlıyoruz. Yalan söylemek öğrenilen bir davranış olduğundan ve gelişimsel araştırma, çocukların büyüdükçe yalan algılamalarının arttığını ve aynı paralelde başkalarını daha kolay kandırabildiğini gösterdiğinden (DePaulo ve ark. 1985, Lewis 1993, Talwar ve ark. 2002, VVilson ve ark. 2003), yetişkin herhangi bir insanın yalan söylemede artık ustalaştığı ve duygularının yüzüne yansımasının önüne geçebildiği değerlendirilebilir.

DUYGULAR:

Duygu; kişinin evrimsel ve kişisel geçmişinden etkilenen bir süreçtir. Bu süreçte, kişinin sağlığı ya da iyiliği açısından önemli olan durumlar hissedilir ve bir dizi psikolojik değişiklikler ve duygusal davranışlar bu durumlarla başa çıkmaya çalışır. Kelimeler, duygularla başa çıkmanın bir yönüdür, duygusal olduğumuzda kelimeleri kullanırız ancak duyguları kelimelere indirgeyemeyiz (Ekman, 2003, Sf:13). Mehrabian’ın araştırması (Mehrabian, 1981:76) duyguların yalnızca %7’sini sözlerle ilettiğimizi, kalan %93’lük kısmı beden dilimiz ve ses tonalitemiz ile ilettiğimizi ortaya koymuştur.

Güçlü hissedilen duygular, çoğu zaman kendiliğinden bazı yüz kaslarımızı harekete geçirir (Vrij, 2008, Sf:64). Bu kas hareketleri yüzümüzde duygu ifadelerini oluşturur. İfadeler sayesinde sosyal hayatımızı sürdürürüz. Etkileşime girdiğimiz insanlara bazen “Neyin var, mutsuz görünüyorsun?”, ya da “Hayırdır, ne kadar neşelisin?” gibi sorular yöneltiriz. Bu yargılara, karşımızdakinin yüz ifadelerinden ve ses tonundan varırız.

DUYGULAR VE YÜZ İFADELERİ:

Genel itibariyle yüzümüz dış dünyaya yönelik ekranımızdır. Duygularımız ilk önce yüzümüze yansır. Etkileşime geçtiğimiz ya da geçmediğimiz ama sadece gördüğümüz kişinin ruh halini, duygularını yüzünden fark ederiz. Matsumoto (2011) yedi farklı temel duyguyu bildirmektedir: öfke, küçük görme, korku, tiksinme, mutluluk, üzüntü ve şaşkınlık. Bu duygular evrenseldir, her kültürde görüldüğü ve tanındığı bilimsel olarak ortaya konmuştur.

Her duygunun yüze yansıyan belli karakteristik özellikleri vardır. Örneğin öfke (Şekil-1); çatık ve alçalmış kaşlar, yukarı kalkmış göz kapakları, içe doğru bükülmüş dudak kenarları ve bastırılmış dudaklar ile kendini belli eder. Korku (Şekil-2);  havalanmış kaşlar, yukarı kalkmış üst göz kapakları ve gergin bir ağız ile anlaşılır. Tiksinme (Şekil-3); düşük kaşlar, kırışmış burun, havalanmış üst dudak ve düşük alt dudak, küçük görme (Şekil-4); dudağın bir kenarının geri çekilmesi ile karakterize edilir.

Mutluluk (Şekil-5); biraz daha yoğun yüz hareketleri gerektirir. Göz etrafındaki kaslar gerilir, göz kenarlarında karga ayağı şeklinde ifade edilen kırışma, yanakların kalkması ve dudak kenarlarının simetrik bir şekilde yukarı kalkması mutluluğu ifade eder. Üzüntü (mutsuzluk) (Şekil-6) ifadesinde ise kaşların iç kenarları yukarı kalkar, göz kapakları düşer ve dudak kenarları aşağı doğru kıvrılır. Son olarak şaşkınlık (Şekil-7) ifadesi, kaşların tamamının ve göz kapaklarının havalanması ve ağzın açık kalması ile anlaşılır. Şaşkınlık ve korku ifadeleri birbirine çok benzediği için sık sık birbirine karıştırılır.

ALDATMANIN YÜZE YANSIMASI

Duygularımızın yüzümüzden okunması her zaman istenen bir şey değildir. Bazen yüzümüze farklı bir maske takarız. Bu her zaman yalan söylemek anlamına gelmez. Örneğin otoriteyi temsil eden bir kişinin karşısında öfkelendiğini göstermek daha büyük bir probleme neden olabilir, bu nedenle sahte bir gülümsemeyle bakabiliriz, ya da en azından kaşlarımızı çatmamaya çalışırız. Eşimiz saçlarının yeni rengi hakkında ne düşündüğümüzü sorduğunda yüzümüzü ekşitmemiz pek doğru olmayabilir. İşyerinde terfi edemememizin bizi üzdüğünü göstermek istemeyebiliriz. Bunlar, aslında çok yalan da sayılmayacak masum aldatmalardır.

Öte yandan daha ciddi yalanlar da söz konusu olabilir. Cinayet zanlısı işlediği cinayeti şiddetle reddedebilir. Hırsızlık suçunu işleyen bununla ilgili çok rahat bir şekilde yalan söyleyebilir. Sekreterine cinsel tacizde bulunan patron bilhassa bu tür delilin ifadelere dayandığı bir durumda ciddi yalanlar söyleyebilir. Tüm bunlar kazanç/kayıp durumu yüksek olan durumlardır. Bahse konu zanlılar, kolluğu, savcıyı ya da  hâkimi ikna edemezlerse ve inandıramazlarsa çok uzun yıllar cezaevinde kalabilirler, hayatları tamamen alt üst olabilir. Bu da haliyle kişide çok yüksek miktarda stres yaratan ve bilişsel yükünü arttıran[2] bir durum ortaya çıkar.

Görüştüğü kişinin yalanını yakalamaya çalışan biri için yüz çok önemli bir kaynaktır. Yüz iki mesaj verebilir: yalancının göstermek istedikleri ve gizlemek istedikleri. Bir ifade ikna edici gibi görünürken, hemen ardından gelen ifade onun yalan olduğunu ortaya çıkarabilir. Bazı durumlarda gizlenmek istenen ve gösterilmek istenen ifade bir karışım halinde yüze yansıyabilir (Ekman, 2009:110).

Her ne kadar yüzün en aldatıcı ve üzerinde kişinin (yalancının) en fazla kontrol edebildiği iletişim kanalı olduğu bilinse de (Akçay, 2012:30) eğitimli bir göz için aynı zamanda çok fazla ipucu da içerebilir.

“Duygulara ait istemsiz yapılan yüz ifadeleri, evrimin bir ürünüdür(Ekman, 2009:111)”. İnsan yüzüne ait bazı ifadeler primatlar dediğimiz maymun türlerinde de görünür.

MİKRO İFADELER KAVRAMI

“Lie to Me” (Bana Yalan Söyle-2009) adlı televizyon dizisinin ilk bölümü bir sorgulama sahnesi ile başlar. Yalan uzmanı Dr. Cal Lightman bir teröristi sorgulamaktadır. Terörist şehirdeki kiliselerden birine patlayıcı yerleştirmiştir ancak hangisine yerleştirdiği tespit edilememiştir. Uzman, kilise isimlerini tek tek sayar ve teröristin yüz ifadelerini inceler. İkinci kiliseyi söylediğinde burnu çok kısa bir süre için kırışır ve dudak kenarlarından biri çekilir. Uzman birden ayağa kalkar ve FBI ajanlarına aramaları gereken kilisenin adını söyler. Terörist ve avukatı şaşkındır. Avukat:” Bu iddianızın hiçbir dayanağı yok!”. Uzman cevap verir:” Ne demek istiyorsun. Az önce söyledi ya!”.

Mikro ifadeler[3] kayramı geniş halk kitlelerinin ilgisini çekmeye, araştırmacı Prof.Paul Ekman’ın danışmanlığını yaptığı Lie to Me dizisi ile başladı. Ancak geçmişi bundan daha eski bir kavramdır. İlk olarak Haggard ve Isaacs isimli araştırmacılar (Haggard ve Isaacs, 1966’dan akt. Navarro,2011:1), terapi görüntülerini ağır çekimde izlerken “mikro-anlık ifadeler[4]” adını verdikleri kavramı keşfettiler. Bu davranışların yavaş çekimde izlenmediği takdirde fark edilmesi çok güç olduğunu kaydettiler. Birkaç yıl sonra Paul Ekman, yalan üzerine çalışırken kavramı mikro ifadeler olarak türetti.

Mikro-ifadeler, yoğun baskı ve stres altında yüzün istemsiz olarak gerçekleştirdiği yüz hareketlerine dayanır. Bu ifadeler öylesine anlık gerçekleşir ki çoğunlukla kameraya kaydedip yavaş çekimde izleyerek tespit edilebilir. Mikro-ifadeler genel olarak 1 saniye ile saniyenin 25’te biri kadar bir sürede gerçekleşir. Kişi tahrik edildiğinde mikro-ifadeler kontrol edilemez hale gelebilir. Mikro-ifadeler kişinin gerçekte hangi duyguyu hissettiğini gösterir, neden o duyguyu hissettiğini göstermez. Bu nedenle mikro-ifadeler kişinin yalan söyleyip söylemediğini söyleyemez ancak yalan tespiti için iyi bir enstrüman olabilir(Ventreli ve Simon, 2011:146).

Yüz şunları gösterebilir:

  • Hangi duygunun hissedildiğini-öfke, korku, üzüntü, bıkkınlık, acı, mutluluk, heyecan, şaşırma, memnuniyet ve küçümseme belirgin ifadelerle gösterilebilir.
  • İki duygunun birbirine karışıp karışmadığını-sık sık iki duygu hissedilir ve yüz bu iki unsuru da belli eder.
  • Hissedilen duygunun yoğunluğunu-her duygu derece bakımından farklılıklar gösterir, rahatsızlık duymaktan öfkelenmeye, endişeden dehşete, vs (Ekman, 2009:112).

Yukarıda sayılanların ışığında, eğer görüşülen şahıs ya da şüpheli kişi sorulan soruya karşılık gülümsemeye çalışırken yüz ifadelerinde korku sinyalleri alıyorsak, örneğin öldürülen kişinin adını ya da kimsenin bilmediğini sandığı ve ölenin elbiselerinin saklandığı yerin adı geçtiğinde bir an korku işaretleri belirip siliniyorsa, şahıstan şüphelenmek için yeterli verinin olduğu değerlendirilebilir.

Bir başka örnek, nefret suçlarıyla ilgili olabilir. Suça konu kişilerden üzüntüyle bahsederken anlık bir şekilde küçümseme işaretlerini gözlersek en azından o gruba karşı kişinin düşünce tarzını anlayabiliriz.

Mikro-ifadeleri tespit edebilmek için çok uzun süre çalışmak hatta konunun eğitimini almak gerekmektedir. Ülkemizde bununla ilgili eğitimler henüz olmasa da, ilgilenenler Paul EKMAN ve David MATSUMOTO gibi, mikro-ifadeler konusunda öncü bilim adamlarının internet üzerinden verdikleri eğitimlere belli bir ücret karşılığı katılabilirler. Yurt dışında sözsüz iletişim ve mikro-ifadelerin tespiti konusundaki eğitimler kurumları tarafından genel ve özel kolluk kuvvetlerine verilmektedir. Örneğin ABD’deki hava alanlarında başlatılan yeni bir eğitim programı ile[5] yolcuların eğitimli bir ekip tarafından izlenmesi, özellikle beden dili ve mikro-ifadelerinin gözlenerek şüpheli şahısların tespit edilmesi amaçlanmaktadır (Philips, 2007:17). Mikro-ifadeleri tespit etmek zor olsa da eski bir CIA Ajanı ve Sözsüz İletişim Uzmanı olan Joe NAVARRO’nun önerdiği gözlem teknikleri ile yüz ifadelerinden gerginlik ve stres tespitinde faydalanılabilir (Navarro, 2011: 2). Navarro, gözlem yaparken bu ifadeleri mini ya da makro olarak bölmemek gerektiğini belirtmektedir. Aşağıda sıralanan bazı ifadelerin değerlendirilmesinin daha faydalı olacağını da eklemektedir.

Yüzdeki sinirlilik ve gerginlik hareketleri:

  • Çatılmış kaşlar
  • Kısılmış gözler
  • Dudakları bastırmak
  • Ağzın içine kıvrılmış dudaklar
  • Titreyen dudaklar ve çene
  • Ağız kenarlarının tuhaf ve seri bir şekilde kulaklara doğru kıvrılıp düzelmesi.

Yüzdeki hoşlanmama ve aynı fikirde olmama hareketleri:

  • Sarkmış dudaklar
  • Burnun kırışması
  • Dudakların bir tarafının üst kısmının burun gibi yukarı doğru kalkması
  • Gözleri yuvarlama
  • Göz kapaklarının titremesi, kapandıktan sonra gecikmeli açılması
  • Gözlerin kısılması.

Bu hareketler kişinin doğrudan yalan söylediğini göstermez, özellikle stres altında olduğunu gösterir. Diğer sözsüz iletişim işaretlerinden de faydalanmak suretiyle bu işaretlerden bir sonuç çıkartılabilir.

Bu arada akla yalnızca ifadesi alınan bir şüpheli ile ilgili yalan tespiti gelmemelidir. Suç mağdurları ile yapılacak görüşmelerde de bu işaretlerden faydalanılabilir. Sistematik bir şekilde cinsel tacize ya da tecavüze uğrayan bir çocuğun ifadesinde de, her ne kadar psikolog eşliğinde alınması gerekse de, ön görüşme esnasında faydalanmalıdır. Korkudan dolayı konuyu ailesine ya da kolluğa iletemeyen çocukların yüzünde belirecek mikro-ifadeler bu anlamda çok faydalı olabilir.

GENEL DEĞERLENDİRME

Yalan tespiti, bilimsel geçmişi çok uzun yıllara dayanan ve çalışmalarda oldukça yol alınmış bir konudur. Bunca yıllık çalışmanın ardından elde edilen sonuç, sıradan insanların yalan tespitinde çok başarısız oldukları ve elde edilen başarının şans faktörüyle değerlendirilebileceğidir. Konuya ilişkin eğitim almamış kolluk personeli de buna yakın sonuçlar elde etmişlerdir. Yalnızca Amerikan gizli servis mensuplarının %70’in üzerinde sonuçlar elde ettikleri bildirilmiştir. Bu da uzun yıllar boyunca aldıkları eğitimin sonucu olarak görülmelidir. Yine elde edilen sonuçlardan biri, yalan tespitinde sihirli bir değneğin olmadığı ve her ne kadar bu isimde çalışmalar yürütülmüş olsa da (Akçay, 2012:31) gerçek anlamda çıplak gözle ve bir bakışta yalancıyı ortaya çıkaracak bir Pinokyo işareti olmadığıdır (Navarro, 2011: 1).

Sözsüz iletişim bütün halinde bir disiplindir. Belli bir kısmını okuyup ezberlemekle elde edilecek bir başarı yoktur. Eğitimli olmayan kişilerin yalan tespiti üzerinde çalışmaları çok kötü sonuçlar doğurabilir. Şahsın ilk defa karakolda ifade vermekten kaynaklanan stresini yalan işaretleri olarak değerlendirmek, en iyi ihtimalle yanlış şüpheli üzerinde vakit kaybetmek ve soruşturmayı geciktirmekle sonuçlanabilir. Kolluk soruşturmayı çok geniş bir perspektifte değerlendirmeli ve her türlü ihtimali, kulağa saçma bile gelse değerlendirmelidir. Bu nedenle yanlış yorumlanan jest ve mimikler soruşturmanın seri bir şekilde yürütülmesi prensibine aykırı hareket edilmesine yol açabilir.

Kolluk mesleğine özgü sözsüz iletişim işaretleri ve yalan tespiti üzerine çalışmalar yürütmekteyim. Amacım edindiğim bilgileri tüm kolluk personeli ile paylaşmaktır. Ancak benim bu konudaki bilgim ve görgüm, dağarcığımdaki örnek olaylar kendi mesleki tecrübemle ve yaşadığım olaylarla sınırlıdır. Oysa biliyorum ki tüm meslektaşlarım çalışma hayatları boyunca bu türden bir çok olaylar yaşamakta ve kendilerince yalan tespitine ilişkin işaretler tespit etmekteler. Eğer ileride yapılacak çalışmalara esas teşkil edecek şekilde, bu konuda yaşadığı örnek olayları ve tespit ettikleri, mesleki anlamda kullandıkları yalan işaretlerini paylaşmak isteyenler olursa emrahakcav59@gmail.com adresinden bana iletebilirler. Böylece konuya ilişkin mesleki olay havuzumuz zenginleşir ve yabancıların yayınlarından ziyade kendi toplumumuza özgün yayınlarla meslektaşlarımızı aydınlatmış oluruz.

KAYNAKLAR:

Akçay, E. (2012). Kolluk Açısından İletişimde Yalan İşaretlerinin Tespiti. Jandarma Dergisi. Sayı: 132:28-35

Aydın, F. (2011). Suçlu Profilleme. Ankara: Adalet Yayınevi.

Ekman, P. (2003). Emotions Revealed: Recognizing Faces and Feelings to Improve Communication and Emotional Life. New York: Times Books.

Ekman, P. (2009). Ne Düşündüğünü Biliyorum (Orijinal Adı: Telling Lies). İstanbul: Koridor Yayıncılık.

Feldman, R.S., Forrest, J.A. ve Happ, B.R. (2002) eservation and Verbal Deception:Do Self-Presenters Lie More? 24,2J,of Basic and Applied Soc.Psychol.

Gray, R.(2007). Babies Not as Innocent as They Pretend, July 1, 2007.

http://www.telegraph.co.uk/science-news/3298979/Babies-not-as-innocent-as-they- pretend.html.

Haggard,E.A., Isaacs, K.S.(1966). Micromomentary Facial Expressions. İn Methods of Research in Psychology, L.A. Gottschalk and A.H. Auerback, Eds. New York: Appleton Century Crofts.

Jellison, J. (1977). I’m Sorry, I Didn’t Mean To, and Other Lies We Love To Teli. Contemporary Books.

Matsumoto, D. (2011) The Seven Basic Emotions: Do You Know Them? İnternet sayfası,erişim tarihi: 28.12.2011. www.humintell.com/2010/06/the-seven-basic-emotions-do-you-know-them/

Mehrabian, A. (1981). Silent Messages. First edition:1971. California:Wadsworth.

Navarro,J.(2011). Body Language vs Micro-Expressions Debunking the Myths of “Micro-Exprssions”. http://www.psychologytoday.com/blog/spycatcher/201112/body-language-vs-micro-expressions Erişim Tarihi:28.12.2011

Philips, Z. (2007). Criminal Cues. Government Executive, Nisan, 15.

Ventreli, M.R., Simon, N. (2011) How I Learned to Stop VVorrying About Liars and Love Microexpressions. American Journal of Family.

Vrij, A. (2008). Detecting Lies and Deceit. West Sussex:John VViley and Sons, Ltd.


[1] Olay gerçek olmakla beraber, kişilerin adlan değiştirilmiştir.

[2] Bilişsel yük, kişinin aynı anda çok fazla şey düşünmek, takip etmek zorunda kaldığında ve zihinsel olarak zorlandığında meydana gelen durumdur. Bilgisayarın RAM (geçici) belleğinin kapasitesinin üzerinde zorlanmasına benzer. Kişinin bu durumda hareketleri yavaşlar ve zorlanma fiziksel görünümüne ve davranışlarına yansıyabilir.

[3] Micro-expressions.

[4] Micromomentary expressions.

[5] SPOT-Screening of Passengers by Observation Techniques (Yolcuları Gözlem Teknikleriyle Tarama) Programı