Yırtık Çakallar, Alıngan Ahtapotlar

0
152

Bizim tüm eğitim sistemimiz tek tip insan yaratmak üzerinedir. Çok sevgili Hocam Dr. Cengiz Tavukçuoğlu’nun bir hikâyesi var. Ormanda okul açılmış. Öğrencileri kartal, yunus ve çita. Bunlara bir yıl eğitim vermişler ve sonra da bitirme sınavına sokmuşlar. Sınavda her birinin geçmesi gereken üç test var: koşmak, yüzmek ve uçmak. Okullarımızda ve ailelerimizde eğitim anlayışımız aynı böyle gerçekleşir. Her çocuğun bir birey olduğu ve farklı kişilik özellikleri ile yeteneklere sahip olduklarını dikkate almayız. Herkes doktor olmalıdır, mühendis, asker, vs. Çoğu zaman çocuğun fikri bile alınmaz. Bir çakal kadar olsun farklı kişilik özellikleri sorgulanmaz. Sonuç? Hastanelerde mutsuz doktorlar, sayıların içerisine hapsolmuş ressamlar.

Neden mi alıngan çakallar? Siz bütün çakalları birbirinin aynı varlıklar olarak sayabilirsiniz ama hiç de değil. Nasıl mı?

Hayvanların kişilik yapılarını inceleyen birkaç araştırmacı var. Pek çoğu biyolog kökenli. Stanley Gehrt, Kaliforniya’daki çakalları inceliyor. Bunlardan bir tanesi, beraber hareket ettiği çakala hiç benzemeyen erkek çakal. Yaban hayat parkından şehir tarafına geçmek için oldukça işlek bir yolun geçilmesi gereklidir ve cesur çakal her seferinde geçer o yolu, eşine inat. Hiçbir çakal bu davranışı tekrarlamamaktadır. Korkaklar kendi bölgelerinde kalarak var olan yiyeceklere razı olurken, cesur çakal her seferinde yeni ve zengin yiyecek kaynakları bulmaktadır. Bir hastanenin bahçesindeki kuğular da dahil. Bunun sonucu bir araba tarafından ezilme ile sonuçlanır ama cesur ve tok bir çakal olarak.

Hayvanların kişilik yapıları sandığımızdan çok daha fazla çeşitlilik göstermektedir. Omurgasızlar dahil olmak üzere. Utangaç ya da korkak ahtapotlar var, çeşitli besin elde edemeyen, çok fazla çiftleşemeyen ama uzun yaşayan. Bunun yanında yırtık ve girişken ahtapotlar var, hızlı yaşayıp genç ölen, renkli ve kısa bir hayatın ardından.

İnsan, rengarenk bir bütünü oluşturur. Bizi bir diğerinden farklı kılan işte bu farklı kişilik özelliklerimizdir. Bir arkadaşınızı çok sever, diğerinden zerre kadar haz etmezsiniz; nedeni karakterleri ve huylarıdır. Bizim kafa yapımız hep ormanı görmek üzerine kuruludur. Ağaçları seçmez, manzaraya dalarız. Oysa her biri ne kadar farklıdır birbirlerinden. Eğitim ne kadar bireye indirgenebilir, bu elbette bir takım kısıtlara sahip ve sorgulanmalı. Özellikle hangi seviyede ne kadar olacağı. Temel eğitim uzun yıllar boyunca tek tip devam ediyor. Ben hiçbir ilkokul öğretmeninin çocuğun kişilik özelliklerine göre ödev verdiğini görmedim, işitmedim. Hepsi akşam olduğunda sayfalar dolusu ödevi beraberlerinde getiriyorlar. Bir sürü matematik alıştırmaları. Çocuk aklından şiirler yazıyor, ama önünde sayılar üzerine üzerine geliyor. Bilmem ne demek istediğim anlaşıldı mı?

Yeni doğan daha ana karnında başına gelen her şeyi, duygularını limbik hafızaya kaydediyor, yani duygularımızın merkezine. Bu kayıt bir buçuk yaşına kadar devam ediyor. Ondan sonra üst beyin defterini açıyor ve kayıt başlıyor. Üstelik çocuk altı yaşına geldiğinde, beyni yetişkin beyninin %90’ına ulaşıyor. Yani o küçücük yaşlarda ne yazarsak o kalıyor. Tıpkı karanlıktan korkan köpek gibi, tüm korkularımıza, nedensiz kaygılarımıza, dengesiz davranışlarımıza, bağımlı kişilik yapılarına o evrede sahip oluyoruz. Farkında olarak ya da olmadan, çocuklara karşı davranışlarımız, onların kişilik yapılarını şekillendiriyor. Evet, çocuklar biyolojik bağları olan kişilik özellikleri ile dünyaya geliyorlar ama bir de beyaz levhayı beraberlerinde getiriyorlar. Biz işte o levhaya ne yazarsak o kalıyor, bir ömür peşlerini bırakmadan.

Kişi eğitimini ve kariyerini planlarken de işte bu çeşitlilik gösteren kişilik özelliklerini dikkate almak zorundadır. Daha genç yaşlar için bu ödev elbette ailelere düşmekte. Ancak ilerleyen yaşlarında bile kendi yapısını dikkate almadan hayata atılmaya çalışan o kadar çok insan var ki. İki kelimeyi yan yana getiremeyen, iki arkadaşını toplanıp bir çay içmeye bile ikna edemeyen, buna rağmen emlak danışmanı ya da pazarlamacı olmaya çalışan tipler gibi. Planlama kabiliyetinden mahrum olduğu halde organizasyon işine girmeye çalışanlar. Çocuklardan nefret edip çocuk yuvası açmak isteyenler.

Sonuç olarak kişilik yapınız ve yetenekleriniz bir kariyer planlamasında hayati öneme sahiptir. Kimi zaman bir pazarlama bölümü mezunu başarı elde edemezken, insan ilişkilerinde başarılı, girişken ve ikna etme sanatını bilen bir lise mezunu pazarlamacılıktan genel müdürlüğe uzanan bir kariyerin sahibi olabilir. “Nosce te ipsum” Önce kendinizi tanıyın.