Dokunma Açlığı

0
432

1900’lü yılların başları. Avrupa’da açlık ve yoksulluk yılları. İrlanda’nın Dublin Yetimhanesi yetim çocuklarla dolu. Sevilmeyen, dokunulmayan, sokaklardan toplanmış bebekler. Bir yaş altındaki bebeklere dair istatistikler incelendiğinde, duygusal temas eksikliğinden dolayı hayatını kaybeden bebeklerin oranı %70 olarak görünüyor. Pek çoğu belki hiçbir fiziksel rahatsızlığı olmayan, fakat sırf dokunulmaktan mahrum kaldığı için ölüp giden masum bebekler. Yine aynı yetimhaneye 25 yıl boyunca kabul edilen 10.272 çocuğun sadece %45’i hayatta kalabiliyor. Bakımın ve dokunma dürtüsünün en alt düzeyde olduğu bu yerlerden ölmeden kurtulan bireylerin de ilerleyen yıllarda zekâ geriliği, uç noktalarda pasiflik, umursamazlık, yüksek miktarda dikkat eksikliği, patalojik utangaçlık
ve fazlasıyla tuhaf sosyal davranışlar sergiledikleri ayrıca rapor edilmiş. Hiçbir yetimhaneye gittiniz mi? Sizinle karşılaşan çocuklar hemen ellerinize sarılmak ve dokunmak isterler. Ne kadar belirgin ve masum bir istek.

İşte bu dokunulmaya karşı dayanılmaz istek ve bunun eksikliği dokunma açlığı (skin hunger) adı veriliyor bilimsel yazılarda. Psikolojik ve fiziksel olarak büyük bir eksikliği tanımlıyor. Üstelik içinde bulunduğumuz korona virüs (covid-19) günlerinde çok daha sıklıkla karşılaştığımız bir kavram.

Gün içinde aslında ne kadar sıklıkla birileriyle temas ettiğinizi bir düşünün. Her tanışmada el sıkışırız. Yakınlara sarılır hatta öperiz. Birisini uğurlarken sırtını sıvazlarız. Berberler, kuaförler saç derimize yüzümüze temas ederler, saç masajı, omuz masajı yaparlar. Hamam âdeti olanları hiç saymıyorum bile.  Şimdi yaklaşık iki aydır bunların hepsi ortadan kalktı. İki aydır ilk tokalaştığım kişi ironik bir biçimde doktordu. Herkes evlerine kapandı. Gençler yine çalışmak için dışarı çıkıp dönerken 65 yaş üstü ile 20 yaş altı evlerinde hapis kaldı. Yalnız yaşayan yaşlıları düşünün. Çocuklarını, torunlarını balkondan görüyorlar. En azından bir kuaföre gidip saçlarına dokunulan insanlar, bundan bile mahrum durumdalar. Korkunç bir yoksunluk duygusu.

Dokunma her canlı için önemli. Deniz hayatı belgesellerinde iri balıkların tıpkı bir köpek yavrusu gibi dalgıçlar tarafından karınlarından okşandığını ve nasıl keyiflendiklerini hayretle izliyorum. Bakın size başka bir örnek: 1950’lerde Henry Harlow isimli bir araştırmacı bebek maymunlarla bir araştırma yürütüyor. Bebek maymunlar annelerinden ayrılıp, biri tellerden diğer yumuşak bezlerden yapılmış iki maket anneye ara sıra veriliyor. Fakat tellerden yapılmış annede yiyecek bulunurken diğerinde olmuyor. Deneyin başında mama olan maketin anne olarak sahiplenilmesi beklenirken tam tersi oluyor ve mama olmayan yumuşak modeli bebekler anne olarak benimsiyorlar. Dokunulmak iste bu kadar önemli.

Peki bunların fiziksel nedeni nedir? Dokunmak nörolojik bir fonksiyondur ve sözsüz iletişimin en önemli bileşenlerinden birisidir. Son derece olumlu ve olumsuz mesajlarla yüklüdür. Dokunma  duygusu, dokunulmak, vücutta ciddi hazlara yol açar. Dokunmak, cinselliğin ve yakın ilişkinin temelini oluşturur. Bunun nedeni, dokunmanın vücutta sağladığı oksitosin hormonudur. Dokunmak sadece oksitosin hormonunun oluşumunu tetiklemez; bu hormon dokunma ve dokunulma arzusunu ortaya çıkarır. Sonuçları son derece keyiflidir. Oksitosin, dokunan kişiye karşı iyi duygular beslememizi sağlar ve aileler, sevgililer, akrabalar, arkadaşlar arasındaki bağları güçlendirir. Yüksek düzeydeki oksitosin, cinsel algıyı ve testesteron hormonunun üretimini artırır.

Dokunmak, derimizin altındaki nörolojik uyaranları tetikler. Bu da bizim rahatlamamıza neden olur. Stres altında kişiler kendilerine daha fazla dokunur, temas eder, boyun, şakak kemiği, omuzlar gibi bazı noktalara dokunarak masaj yaparlar. Böylece stresi artıran kortizol hormonunu düşürmeye çalışırlar. Dokunmak vagus sinirine mesaj gönderir. Bu da kan basıncını ve kalp atışını düşürerek sakinleşmemizi sağlar. Beyin dalgalarımız düzene girer. İşte fiziksel durumumuz üzerinde bu kadar önemli etkileri var dokunmanın.

Dokunma açlığı, tıpkı fiziksel açlık gibi bir yoksunluk hissidir. Kişide strese, zayıflık duygusuna, gerginliğe ve daha pek çok fiziksel rahatsızlığa neden olur. Artık yetimhanedeki çocukları daha iyi anlıyoruz. Karantina başından beri ellerimizi sıklıkla ovalayarak yıkıyoruz. Elbette bunun olumlu etkileri var ama yetersiz. Bu yetersizliği de ileride daha net göreceğimizi sanıyorum.

Ne kadar süreceği belli olmayan bir salgında dokunduğumuz her yerde hastalık var olduğuna dair inanç devam ettiği müddetçe dokunma ve dokunulma ihtiyacımız bence daha da artacak. Bir an evvel bu kötü günlerin geride kalmasını dilerim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz