İYİ NİYET TAŞLARI

0
241

Adam başını iki elinin arasına almış, bir kaldırım taşına oturmuş, ayakkabısının ucu ile dalgın dalgın yerdeki toprakta daireler çiziyordu. Ne yaptığının farkında değildi zaten. “Ya arkadaş” dedi canı sıkkın bir biçimde, “hep iyi niyetimden kaybediyorum, başka hiçbir şey değil.”

Ne kadar sık duyduğunuzu bir aklınızdan geçirin bu masum sözü, hep iyi niyetimden. İyi niyet kelimeleri cümle içerisinde kullanılınca biz kendimizi suçsuz ve günahsız sanıyoruz. Sorumluluğu üzerimizden atmış sayıyoruz sonra. Bizim hatamız yok, karşı taraf kötü. İnsan sanmıştım onu. Arkadaş sanmıştım. Bu bana yapılır mı? İyi niyet böyle mi karşılık bulmalıydı. Oysa tam da bu durumlar için söylenecek o kadar güzel bir cümle var ki: Cehenneme giden yol, iyi niyet taşları ile döşenmiştir.

Esasen gündelik hayat güven üzerine kuruludur. Arkadaşınız ya da bir akrabanız size bir şey söylediğinde ona inanırsınız. Size zeytin satan bakkalın, bunları ayakkabı boyası ile boyamadığına inanırsınız, her seferinde Tarım Bakanlığına götürüp tahlil ettirecek haliniz yok. Personeliniz hasta olduğunu ve işe gelemeyeceğini arayıp bildirdiğinde geçmiş olsun dersiniz. Dürüstlük içsel bir kavram ve ihtiyaçtır. Dünya güven üzerine yürür. Peki ne zamana kadar.

Hep yazıyorum, söylüyorum. Bazı ilişkilerde inanmak ciddi bir lükstür. Özellikle de maddi ilişkilerin söz konusu olduğu durumlarda körü körüne inanmak, asla sorgulamamak bir nevi enayiliktir ve kişi aldatılmayı hak etmiş gibidir. Askerlikte öğretilen çok yerinde bir söz vardır: Güven, kontrole engel değildir. Ne kadar açık bir söz. İnanmak, güven duygusu tesis etmek ne kadar güzelse, kontrol görevini yerine getirmek de bir o kadar önemli. Oysa bodoslama inanmak, hiç sorgulamamak büyük hata, günah. Çünkü örnek olarak eğer bir kurumun amiri ya da denetçisi durumunda iseniz, kontrol etmek sizin vazifeniz. Bunu yapmak ya da yapmamak gibi bir alternatifiniz olamaz, her durumda yapmak zorunluluğunuz vardır. Eğer “Ben çalışanlarıma güveniyorum, onlar hata yapmazlar, işlerini bilirler” diyerek alıcılarınızı kapatır, kendi günlük işlerinizle hemhal olursanız, ortaya çıkan uygunsuz durumlarda üzülmek ya da karşı tarafa olan güveninizi kaybetmekle kalmaz, aynı zamanda cezalandırılırsınız. 

İkili ilişkilerde de bu geçerlidir. Bu paranoya değildir, Allah insana akıl vermiş. Bir gözümüzü sürekli açık tutmak ve sorgulamak zorundayız. Davranış değişikliğini, durumsal değişiklikleri hep göz önünde tutmalı ve nedenini araştırmalıyız.

Aldatılma durumlarında “iyi niyet” yaklaşımı aslında bir suçluluktan kurtulma psikolojisidir. Yani ben hep iyiydim, o kötü çıktı yaklaşımıdır. İyi niyetimizi öne sürdüğümüzde (kendi kendimizi de dahil olmak üzere) suçlanmayacağımızı, insanların bize acıyacağını ve daha az üzüleceğimizi varsayarız. Oysa iyi niyet hiçbir şeyi halletmez, eski haline döndürmez. Siz ne kadar iyi niyetli olursanız olun, bu bazı şeyleri halletmez, zarar gördüğünüzle kalırsınız. 

Peki, ne yapmalı?

Öncelikle her konuda karşınızdaki kişiye sorgusuz sualsiz güvenme lüksünden uzaklaşmak gerekir. Bu paranoya asla değildir. Paranoya, “Saçma olmayan bir kurgu ve iyi düzenlenmiş bir düşünme biçimiyle, herkesten şüphelenmektir.” Yani o karşısındaki kişiyi sorgulamak ve mantıksal sebeplerle sonuç çıkartmaktan çok, herkesten ve her şeyden kuşkulanır, kendi mantığını yaratır.  Bu mantık kendince çok sağlamdır ve ilişkileri bu temelde yürütür. Oysa burada benim önermem, sadece basit bir sorgulamadır. Özellikle para ve karşılıklı çıkar ilişkilerinde çok fazla laf süphe uyandırmalıdır. Gereğinden fazla diğerkâmlık şüphelendirmelidir. Çok dürüst ya da çok namuslu olduğunu iddia edene yakından bakmak gerekir. Normalden sapmalar kuşku uyandırır. Önce soru sormak gerekir. Unutmayın ki, sorusunu sormadığınız hiçbir şeyin cevabını da alamazsınız. Kendiliğinden gelen ve sorulmamış soruların cevapları bir kez daha incelenmeyi gerektirir.

İyi niyet taşlarının başınıza düşmemesi, ayağınıza takılmaması dileğiyle.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz